Kaç Göl Vardır? Düşünmeden Geçemediğiniz Bir Soru
Hayatın küçük, garip ve bazen çok anlamsız olan soruları vardır. “Kaç göl vardır?” sorusu da onlardan biri. İzmir’de yaşıyorum, 25 yaşımdayım ve arkadaş ortamımda sıkça espriler yaparım. Ama içten içe her şeyi fazla düşünürüm. Şu an da buna örnek verecek olursak, size “Kaç göl vardır?” diye soruyor olmamın tek nedeni bu sorunun aslında ne kadar derin olduğu. Yani gerçekten kaç göl vardır? Sayısını bilen var mı? Hadi, gelin birlikte bu sorunun peşine düşelim, bakalım nereye varacağız.
Göllerin Sonsuzluğuna Doğru
Geçenlerde bir kafede otururken, bu soruyu arkadaşlarıma sordum. Tabii, ciddiyetle sorunca birden herkes duraksadı. “Kaç göl var?” dedim, gözlerimle etrafa bakarak. Bir anda herkes bakışlarını benden kaçırmaya başladı. Bu, dedikleri gibi “derin” bir soruydu. Ama ben bir adım daha ileri gittim: “Tam olarak kaç göl var, ya da kaç göl olmalı?”
Bir arkadaşım hafifçe gülümsedi ve “Ya hepsi mi derin soru soruyor? Soruyu netleştir, ya da ben de bir tane daha soru sorarım!” dedi. Kafede bir an herkes suskunlaşmıştı. Ben de “İzmir’de kaç göl vardır?” diye sordum. Tabi, bundan sonra ortam birden şenlendi. Birçok cevap geldi:
“Çeşme’de var, işte! Hem de kocaman!”
“Gölcük var ya, bolca göl var!”
“Ya birader, İzmir’de göl mü var?”
“Deniz var, göl yok!”
Açıkçası, orada takıldım, çünkü herkes o kadar farklı cevaplar veriyordu ki, hepsi de kendi penceresinden bakıyordu. Göl meselesi gerçekten düşündüğümden daha komplike bir şeymiş meğerse.
Kaç Göl Vardır? Saymak Mı, Tanımlamak Mı?
Birçok gölü düşündüm. Hangi göl sayılır, hangi göl sayılmaz? Sadece İzmir’de mi var göller, yoksa tüm Türkiye’yi mi saymalıyım? Hani şu Türkiye’nin dört bir tarafında, her biri farklı bir adı taşıyan ama bazen aynı doğa harikasını yansıtan o göller… Çıldırmamak elde değil! Bu soruyu sormanın bir avantajı var tabii: “Kaç göl var?” sorusunun peşine düşerken, bazen gerçekten sorguluyorsunuz: “Beni ben yapan şeyler ne? Hayatımın anlamı ne? Yaşadığım yerin bir gölü var mı?”
Peki, göllerin tanımını yapabilir miyiz? Eğer bu soruyu, bir gölün fiziksel tanımından soruyorsanız, bunun matematiksel bir cevabı var tabii. Ama herkesin düşündüğü, aynı düşünce tarzına girmediğini kabul etmeliyiz. Göl de bir anlamda, kişisel bir şeydir. Yani bir göl, birinin gözünde “derinlik” olabilir, diğerinin gözünde ise “durgun su” demek. Ama herkesin gözünde bir göl var, değil mi?
Göl ve Sosyal Medya: Ne Oluyor? Kaç Göl Var, Gerçekten?
Günümüzde sosyal medyada “göl” konusu daha da derinleşiyor. Tamam, biz de bir “göl” diye bir fotoğraf atıp, “Manzara bu kadar güzel, ben de bu kadar derinim!” yazıyoruz. Kimse de buna itiraz etmiyor. Ya da işte, bir göl kenarına gidip, “Kaç göl var, bakın arkadaşlar!” diyerek, o anı paylaşıyoruz. Yani bir yandan eğlenceli, diğer yandan da filozofik… Hangi göl var, hangi göl yok, bunlar sosyal medyada tartışmalar yaratıyor. Takipçiler de bir nevi “göl sosyolojisi” yapıyor.
Ben: “Bakalım sosyal medyada kaç göl var?”
Arkadaşım: “Yani gerçekten mi bu kadar derin düşünüyorsun? Göl deyince aklına sadece manzara mı geliyor?”
Ben: “Evet, manzara ve derinlik bir arada olabilir! Sosyal medyada da bir ‘göl’ olmalı, değil mi?”
Arkadaşım: “Bence sen şimdi fazlasıyla filozof oldun!”
Ama aslında işin içinde gerçekten biraz düşünmek lazım. Sosyal medyada, ‘göl’ konsepti bazen insanlar hakkında çok şey anlatıyor. Bir fotoğraf paylaşırken “Bu gölün derinliğini siz de anlayabiliyorsunuz, değil mi?” gibi bir yaklaşım, bizim kendimize dair algılarımızı yansıtıyor. Bazen insan, bir göl gibi derin, bazen de bir göl gibi sessiz ve sakin olmak isteyebiliyor.
Göller, Derinlik ve Hayat
Beni tanıyanlar, içten içe fazla düşündüğümü bilirler. Yani bu yazıyı yazarken, aynı soruya kendim de bir cevap arıyorum. “Kaç göl var?” diye sordum ama başka bir soruya geldim: “Göller neyi simgeliyor?” Hayatımıza bir göz attığımızda, göller, bazen durgun, bazen ise dalgalı olabilir. Bu bana, hayatın karmaşıklığını hatırlatıyor. Kimi zaman sakin, kimi zaman da fırtınalı.
Bir göl kenarında oturduğumda, bazen bir insanın içinde yaşadığı duyguları görebiliyorum. Belki de göller, düşüncelerin yansımasıdır. Göller, zihnimizin sessizce yansıdığı yerlerdir. Yani aslında her göl, bir düşünce şeklidir. Bu kadar derinlemesine bir cevap bulmak, bana biraz kafa karıştırıcı da olsa, aynı zamanda eğlenceli ve rahatlatıcı. Çünkü hepimiz hayatımızda bir göl gibi derinleşmeye çalışıyoruz, ya da bazen derinliklerden kaçıyoruz. Bazen de bir göl gibi durgun kalıp, tüm dünyayı izliyoruz.
Sonuç Olarak Kaç Göl Vardır?
Bütün bu düşünceler ışığında, aslında sorunun cevabını bir noktada bulamıyorum. Herkesin gölü farklı; kimisi suyu daha temiz, kimisi ise biraz daha bulanık. Belki de asıl soru şu olmalı: “Senin gölün hangi renk?”
Hayat, bir göl gibi. Bazen sakin, bazen fırtınalı. Göller, insanın ruhunu yansıtan yerler. Ve belki de gerçek soru bu: “Kaç göl vardır, ama senin gölün nasıl bir yer?”
Yani, kaç göl vardır? Bunu sormak bile, bir anlık düşünceyle bambaşka yerlere gidebilir. Bu yüzden, belki de hiç saymak gerekmiyor. Herkesin kendi gölü vardır; bazen belirgin, bazen gizli.